Sunday, August 5, 2018

Maduro, Neo Con'lar ve Erdoğan?!

Maduro, Neo Con'lar ve Erdoğan?!"Trump’ın yönetime gelmesinin biraz öncesine gelirsek, esas amaçları İsrail’in çıkarlarını savunmak olan neo-con’cuların kurduğu “Foundation for Defense of Democracies” (FDD) vakfı, tabandan aldığı güç ve içinde bulunan güçlü insanlarıyla Washington’u ele geçirmeye başladı. Gina Haspel’in CIA Başkanlığı’na, Mike Pompeo’nun da Dışişleri Bakanlığı’na atanacağının açıklandığı gün Beyaz Saray’ın çok yakınındaki FDD merkezinde kutlama partisi vardı. Aktif üyeleri arasında eski Türkiye Büyükelçisi ve AKP karşıtı EricEdelman, Türkiye’ye karşı sert politikalar isteyen Frank Gaffney, Türkiye’den devşirdiği Evanjelik ajanları kullanan Trump’ın eski danışmanı Sebastian Gorka, Erdoğan’a karşı olan eski başstratejist Steve Bannon, Türkiye’ye karşı politikaları destekleyen şimdiki Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ve Netanyahu’nun arkadaşı milyarder Sheldon Adelson da bulunuyor. Bunlar bir yandan Evanjelik tabanın nabzını tutarken bir yandan da neo-con görüşlerini devlete yayıyorlar."Serdar Turgut şu:Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'ya törende konuşma yaptığı sırada bomba yüklü drone ile saldırı düzenlendiği, saldırıda Maduro'nun yaralanmadığı bildirildi. Maduro, saldırı girişiminin ardından yaptığı açıklamada bazı kişilerin yakalandığını duyurdu. şu:SUİKAST.Kime, neden suikast?!Yani?!Suikast işi şaka'ya gelmez!Soru:Suikast operasyonu üzerinden Maduro aradığı desteği elde edebilir mi?!El cevap:Suikast, mevcut hali ile Maduro'nun işine yarayacak gibi gözükse de, yaramıyor.Muhalefet'in ise elini kuvvetlendirmiyor.Bir yönü ile 15 Temmuz'dan farksız!O zaman bu bir mesaj ise kime mesaj?! sana söylüyorum, gelinim sen anla! vasat'ın iktidar olduğu günümüz dünya'sında bir başka çıta.Maduro'ya suikast üzerinden Ankara'ya "Acem Harp" hatırlatması!Nokta....DURUMDünya, adım adım Kıyamet'e sürüklenirken, muhalefet nerede?!CHP niye suskun?!İYİ Parti neyi bekliyor?!Kurultay olsa ya da olmasa ne değişir?!Kendi kendini idare etmekten aciz olanlar, ülke'yi idare edebilir mi?!Reaksiyon "aksiyon" olmuş olsaydı, kaç seçim geldi geçti, muhalefet açık ara iktidar'dı.Vasat'ın "şampiyon" olduğu günümüz dünya'sında, her şey'i seçmen'in irade'si belirliyor ise kimin ameliyat'a gireceğine, kimin pilot'luk vb yapacağına da sandık karar versin!?Popülizm ise konu, o da bir yere kadar!"Nereye kadar?" ise ek soru:Neo II. Dünya Savaşı kapsamında "Neo Hitler" bir başka zirve nokta.Rüzgar eken fırtına biçer!Yani?!Liyakat esas, tecrübe'ye saygı yok ise tüm yollar, Neo II. Dünya Savaşı'na ve/veya Neo Hitler'lere çıkar.Yani?!Dün bir Hitler vardı, bugün ise "Neo Führer" bir yazılım, bir kaftan ve Hitler her yerde!Nokta....VAZİYET"Erdoğan gider ise dertler biter!"Bir dönem muhalefet'in bakış açısı buydu.Şimdi de benzer hava Ak Parti'li partizan seçmen'de var."Trump gidecek dertler bitecek!"Mi acaba?!12 Eylül 2010 referandum'una akan süreç'te "Yetmez ama Evet"çilerin destekçisi Gülen, "mezardakiler"i de sandık'a davet etmemiş miydi?!Görünen o ki, 6 Kasım seçimleri kapsamında, Türkiye'den milyonlarca seçmen ABD'ye ak'acak!Gel de gülme!Anlaşılmadı daha açık yazalım:15 Temmuz darbe'si Trump üzerinden gelmedi.CIA, Clinton / Bush üzerinden geldi.Gülen'ciler de, bu süreç'te Clinton'u destekliyordu.O sırada Londra'da Başbakan değişmiş, AB köprüsü çökmüş, ABD'de ise seçim kampanyası yapılıyordu.Yani?!Erdoğan neden, nasıl geldi ise Trump da benzer hikaye!Gündem: Acem Harp.Türkiye'de, Neo Con'lar ile sorun yaşayan kim'ler?!Neo Con'lar, "İran'la savaş" alacağını tahsil etmeden, Ak Parti ya da Erdoğan'ın yakasını bırakır mı?!2007 öncesinde Türkiye'de, "Erdoğan neye dokunsa nasıl değerleniyordu" ise bugün Trump ABD'si de benzer hikaye. ekonomi'den Apple, Amerika ve dünya tarihinde 1 trilyon değer çizgisini geçen ilk şirket oldu."2007 öncesinde Türkiye'de ise emlak fiyatları üç'e katlandı, değerlendi, Sabah, Dışbank üç katı değere el değiştirdi!Neyse, dün'ün hikayesi dün'de kaldı, bugün'ün hikayesi:Trump, Erdoğan'ın geçtiği yol'lardan yüksek atlayarak 2020'ye doğru geliyor."Acem Harp"Nokta....24Suikast Koru:  New York Times‘ta kitap eleştirileri yapmış Michiko Kakutani‘nin ‘Death of Truth: Notes on Falsehood in the Age of Trump’ (Gerçeğin Ölümü: Trump Çağında Gerçekdışılık Üzerine Notlar) adlı yeni çıkan kitabını gözden geçiriyorum.Yazar, kitabının pek çok yerinde Trump ile tarihin iyi bilinen bir şahsiyetini karşılaştırıyor: Adolf Hitler‘i…Kendisiyle yapılmış bir mülakatta (Rolling Stones dergisinin son sayısında) Harukami‘ye bu bir soru olarak yöneltiliyor. Cevabının bir bölümünü aktarayım:“İki karakter arasında -bulaşıcı narsisizm, mübalağacılığa düşkünlük, yalancılık, baskı uygulama ve insanları kullanma gibi- benzerlikler var. Hitler’in iktidara gelişi ile Trump’ın yükselişi arasında da paralellikler kurulabilir. Yalancılığını ölçüsüz bir propaganda makinasına dönüştürmesinden dinleyicilerinin korku ve saplantılarını, başka politikacıların karşısına çıkma konusundaki ödlekçe başarısızlıklarını Makyavel tarzı manipüle edişine kadar…” en sevdiği opera olarak bilinen Parsifal Münih Festivali'nde Albright'ın kitabını, Faşizm: Bir Uyarı'Faşizmin sinsi yürüyüşüMussolini'den, Hitler'den başlıyor, İkinci Dünya Savaşı sonrasının Soğuk Savaş döneminden Berlin Duvarı'nın yıkılmasına ve bugüne geliyor.Biat medyası konusunda Erdoğan modelini seçen Victor Orban Macaristan'ı var.Sonra, bağımsız yargıyı adım adım yok etmekte olan Polonya ve Çekya örnekleri...Hugo Chavez'in, Erdoğan'ı pek seven Nicolas Maduro'nun Venezuella'sı...Britanya'nın Brexit'i...Almanya'da ana muhalefet haline gelen faşist Almanya için Alternatif partisi...Hollanda, Fransa, Avusturya ve Yunanistan'daki faşist ve milliyetçi partilerin yükselişi...Demokrasiyi, Avrupa Birliği'ni hiç umursamayan bütün bu partilerin, Putin'le mali boyutu da olan derin bağları da yer alıyor kitapta...Tarihten öğrendik ki:Faşistler, iktidarı seçim sandığından çıkarak ele geçirebiliyorlar. Sonra da ilk adım olarak parlamento başta olmak üzere demokrasinin temel kurumlarını adım adım zayıflatmaya başlıyorlar.Hitler Nazizmi'ni, Holokost'u yaşamış bir Avrupa'da, demokrasiye ilişkin bağışıklık sisteminin yeniden zayıflamaya başladığı, alarm zillerinin çaldığı anlatılırken, demokrasilerin kendilerini toparlaması gerektiğinin de altı çiziliyor. adı: ‘When Hitler Took Cocain and Lenin Lost His Brain’İngiliz tarihçi Giles Milton arşivleri didikleyerek kitaplar yazıyor. Hitler‘le ilgili daha önce bilinmeyen bir-iki konuyu 2012 yılında ABD’ye ulaşan arşiv dosyaları arasında yakalamış, onları yeni kitabında paylaşıyor. demokrasi ve geüvenlik?!Mayıs'ta Lübnan parlamento seçimlerine katılım oranı yüzde 49.2,Tunus yerel seçimlerine yüzde 33.7,Irak parlamento seçimlerine yüzde 44.5 olarak gerçekleşti.Düşük katılım Batı'da bu ülke hükümetlerinin ekonomiden sosyal politikalara kadar  başarısızlıklarının,Halkların da demokrasi kültüründen uzaklığının bir göstergesi sayıldı.Bu noktada, ABD'nin;1- Uluslararası ilişkilerde güvenlik ve refahın lideridir.2- Rusya ve Çin ile olan ilişkilerinde jeopolitik bir zihniyeti benimser.3- Birleşmiş Milletler Örgütündeki sorumluluğunun daha fazla olduğu kaydıyla  Birleşmiş Milletler temel statüsüyle uluslararası düzeni belirler. 4- Ulusal güvenliği doğrultusunda ekonomik ve siyasi faaliyetlere müdahale eder, ifadesiyle özetlediği ve müttefiklerine ve diğer ülkelerin bilgisine sunduğu,Dört maddelik diyalektik bir gündem iddiasında Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi devreye giriyor.Bu gerekçe ile ABD müttefikleriyle birlikte başarısız ülke ve halklarına vesayet uyguluyor...Batı'nın sandığa gitmeyenlerin oranından memnun olmamasına aldanmamak gerekiyor.Çünkü onlar demokrasi ihraç ederken, mesela " Genişletilmiş Ortadoğu" ya yönelik saldırılarından yararlanmaktadırlar.Amaçları daha çok boyunduruk altına almak için devletleri devirmek ve toplumları yok etmektir.Halkların örgütlü iradesinin her türlü ifadesi onlar için bir kâbustur...Dünyada birleşmiş demokrasiler daha fazla işlerlik sağlamak için mücadele ederken,Birçok kusurlu demokrasi de, mesela Türkiye Recep Tayyip Erdoğan ile doğrudan otoriter rejimlere dönüşüyor.Ama bir çok ülkeden de ABD'nin hegemonya ve güç siyasetine dayalı dünya güvenlik anlayışı yerine karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışı talepleri gelişiyor...Son on yılda uzun süreli diktatörlerin istifa, seçim kaybetme ya da görevden alınma gibi nedenlerle görevde olmayışları iyimserliğe yazıyor!Ancak diktatörlerin  yok oluşlarından bir avuç ümit  vaadeden demokrasiye yol açılırken,Çoğunda herhangi bir demokratik reform dahi başlatılamıyor.Batı, sınırsız uygarlık için vicdan ve düşünce özgürlüklerini amaçlayan özgür insanlar yetiştirirken,2010 -11'de İslam coğrafyasında; tarihinde hiçbir siyasi, ekonomik ve sosyal birikimi, demokrasi kültürü olmayan, çevre ülkelerle birbirlerini tamamlayıcı politikalar geliştiremeyen İslamcı iktidarlara yol verdi.Bunların devletin rejiminde ve işleyişinde vatandaşlık yerine din, eşitlikler yerine din birliği, adalet yerine insan olmayı öngören siyasal ve sosyo-ekonomik yönetim anlayışından;Sözde dinamik bir toplumsal yapının inşa edilmesi öngörüldü.Çok geçmeden bunların Batı tipi düzenin Müslüman halklara her türlü zulme maruz bıraktıkları fikrinde "İslami Cihad"çılar oldukları, İslamofobi'ye yol açtıkları anlaşıldı...Ayaklanmalarda Tunus'ta Zeynel Abidin Bin Ali iktidardan düşürüldü, küresel demokrasinin geleceğine iyimserlik üflenildi.Mısır'da Hüsnü Mübarek, Libya'da Muammer Kaddafi iç savaşta devrildiler.Sonra 2013'te Mısır'da Müslüman Kardeşler örgütü iktidarı General Abdül Fettah el-Sisi'nin askeri müdahalesiyle sona erdi.Bugün Sisi büyük ölçüde seçimlerle meşrulaştırılmak istenen bir başkandır. Libya hala istikrarsızlık ve şiddet ile beslenen zayıf bir devlettir.Yemen'de patlak veren savaş, güçlü Ali Abdullah Salih'in düşmesine yol açtı, Yemen yıkıcı bir  çatışma ve insani kriz yaşıyor.2011' den beri Suriye çok ağır bir kâbustan geçiyor.Irak ve Afganistan, Nuri el-Maliki ve Hamid Karzai'yi iktidardan çeken seçimlerle lider değişikliği yaptılar.Ama demokraside bir gelişme yaşanmadı; Afganistan hala otoriter ve istikrarsız, Irak'ta Maliki sahnenin arkasında hala çok güçlüdür ...Bu diktatörlerin yıkılması o ülkede ki otoriterciliği sarstı ama biraz Tunus hariç hiçbiri demokrasiye dönüşemedi...Orta Doğu ve Kuzey Afrika' da birçok diktatör ön plana çıktı!Aslında dünyanın her yerinde demokrasiler sallanıyor..Latin Amerika, on yıllardır askeri diktatörlüklere ev sahipliği yaptı ancak 1980'lerin ortasından bu yana ülkelerin çoğu kusurlu ama işleyen demokrasilerdir.Hugo Chavez'li  Venezüella, Fidel Castro vesayetindeydi, son on yılda ayrıştılar.Bugün Venezüella Chavez'in ardılı Nicolas Maduro'nun diktatörlüğü  altında dağılıyor. Küba, Fidel'in erkek kardeşi Raul'ın yönetiminde bazı reformlar yaptı, şimdi Miguel Diaz-Canal'ın neler yapacağı merakla bekleniyor.Latin Amerika'daki diğer rejimler özgür ve adil seçimlere devam ediyor, hukukun üstünlüğünü için mücadele ediliyor.Asya'da, demokratik olmayan birkaç ülke reform yolunda ilerlemeler kaydetti, ancak çoğunda otoriter rejimler aynı kaldı.Ermenistan'da Serj Sarkisyan hükümete karşı kitlesel protestolardan sonra,Kırgızistan'da Almazbek Atambayev ülke tarihinin ilk barışçıl el değiştirmesi olan seçimlerden sonra istifa etti.Güneydoğu Asya'da Myanmar'da, 1990'da ülkede yıllardır süren baskıcı askeri rejimin seçimlere izin vermesi, siyasi tutsakları serbest bırakıp daha fazla basın özgürlüğüne yol açması oldukça iyiydi.Askeri rejimin lideri Thein Sein, ülkenin demokraside ilerlemesi için bir düşünce tutuklusu Aung San Suu Kyi lehine istifa etti.Ancak demokratik dönüşüm kısa ömürlü oldu.Myammar rejimi, özellikle  Rohingya azınlığını ihlal etmeye devam etti,  sivil özgürlükler ve basın özgürlükleri ciddi tehlikelere girdi.Soğuk Savaşın sona ermesi, seçimlerin ve sivil özgürlüklerin genişlemesiyle Afrika'da, özellikle Sahra-altı'nda demokrasinin genel durumu gelişti.1980'lerde Afrika'da sadece beş ülke Botswana, Gambiya, Mauritius, Senegal ve Zimbabwe  demokratik olarak kabul edilirdi.Gambiya'da askeri diktatör Yahya Jammeh, cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybettikten sonra 2017'de ülkeden kaçtı.Burkina Faso'nun diktatörü Blaise Compaore, iktidardaki otuz yılından sonra 2014'te siyasi protestoların patlak vermesiyle istifa etti.Angola'da Jose Eduardo dos Santos, iktidarından 40 yıl sonra istifa etti.Her üç ülke de biraz daha demokratikleştiler.Zimbabwe'de 1980'den beri Cumhurbaşkanı Robert Mugabe giderek acımasız bir diktatöre dönüştü ve ülkeyi derin bir kaosa sürükledi.2017' de ordudaki destekçileri Mugabe'nin yetersizliğini  gördüler ve sonunda  Mugabe istifa etti.Temmuz 2018'de yeni seçimler yapılacak...Macaristan'da Viktor Orban ülkesinin demokrasisini sivil özgürlükleri sıkı sıkıya daraltmakla tehdit ediyor .Rusya'da Vladimir Putin otoriter bir rejimin başkanıdır.Çin' de Xi Jinping  süresiz olarak yönetme yetkisi kazandı.Tayland ordusu, ülkenin yıllardır gördüğü en baskıcı hükümete gidiyor...Birçok ülke asla arzu edilmeyen otoriter bir dönüş alırken, bazısı diktatörlükten kaçmayı başarmıştır.Düşen diktatörlerin çoğunun başka bir diktatörün yerini aldığı doğruysa da;Demokrasinin savunucularına bir miktar ümit vermenin tam tersine yeterli örnek bulunuyor...Şu dakikada Batı'nın vesayet uygulamasında ön sırada;Müslüman Kardeşler Örgütü lideri diktatör Recep Tayyip Erdoğan ve İslamcı projesi bulunuyor.Bu proje bütün özgür dünyayı birinci derecede tehdit ediyor.Hani şu;1- Irak'ta merkeze aşırı gevşek bağlarla bağlı Musul merkezli bir Sunni Özerk Yönetimi'nin oluşması,2- Bu özerk  Sünni Irak parçasıyla öncelikle Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin sonra da Suriye'deki Sünni yapıların yaklaştırılması,3- Bunların arasındaki ilişkilerin Türk ordusunun güvenlik şemsiyesi altında ekonomik-kültürel karşılıklı bağımlılıkla pekiştirilmesi,4- Türkiye'nin bütün bu yapının bölgesel hamisi olmasıyla başlayan giderek  "Tek Ümmet "e dönüşecek ütopya. düellosunda Netanyahu'dan yanıt: Kuzey Kıbrıs'ın işgalini devam ettirmek için binlerce asker gönderen, Suriye'yi işgal eden, elinde Türkiye'deki, Suriye'deki sayısız Kürt kurbanın kanı olan zat, bize nutuk atamaz Mahfi Eğilmez de bugün önemli bir ekonomik veriyi sosyal medya hesabından paylaştı. Bir yıl içinde vadesi gelecek dövizli ödemeler toplamı rakamlarına dikkat çeken Eğilmez, “186 milyar USD + 55 milyar USD cari açık = 1 yıl içinde bulunması gereken dış finansman tutarı = 241 milyar USD. Bunun farkında mıyız?” ifadelerini paylaştı. Ağustos 2018