24 ve/veya Tik Tak?!
24 ve/veya Tik Tak?!"Zor bir iş, zamanında yapmadığınız kolay işlerin birikmesiyle oluşur.”Henry Ford ...24 ANALİZ24?!Süreç'in nereye doğru evrildiği çok net ortada.İsrail / İran makas'ı kapsamında sorgulanan "büyük sermaye"!Sabah ve/veya Hürriyet?!24 Haziran seçim'i de sona erdiğine göre "24" bazıları için "son" 24 olabilir.Katafalk.Nokta....ARŞİV'DEN KİTAP ÖZETİKitabın adı: Sen Aslında Diyorsun Ki / Doğrucu Beden DiliYazarı: Ercan KaşıkçıSayfa 61: Ünlü “Baba” filminden bir sahne: Mafya Babası’na karşı saygı ve itaatini el öperek gösteriyor.Sayfa 63: Rocky, elleri havada galibiyet şovunu yapıyor!Sayfa 93: Omuz üzerinden geriye bakış bayanlara özgü bir kur yapma, çapkın bakış şeklidir.Sayfa 120: Kuşlar aleminde “Kartal” lider kabul edilir. Yükseklerdedir, çok uzaklardaki hedefini görür ve son sürat ona doğru uçuşa geçer.Sayfa 123: Pelikan, yavrularının açlıktan ölmesine izin vermez ve göğsünü gagalayarak kanatır ve kanıyla yavrularını besler....Kitabın adı: Kazandıran Beden DiliDr Zülfikar ÖzkanSayfa 254: Yaşlı ve hasta adam üst kattaki yatak odasında can çekişiyormuş. Az bir kendine gelir gibi olduğunda burnuna mis gibi tereyağlı kurabiye kokusu gelmiş. Doğrulmuş, oturmuş. Koku o kadar güzelmiş ki, dayanamamış, zorlanarak yataktan kalkmış, tutunarak merdivenlerin başına kadar yürümüş.Yavaş yavaş, tırabzanlara tutunarak merdivenlerden aşağı inmiş. Mutfağın kapısından bakınca, mutfak masasının üstünde yığınla taze pişmiş kurabiyeyi görmüş. Son bir gayretle kendini masanın yanındaki sandalyeye atmış ve elini bir kurabiye almak üzere uzatmış. Aniden elinin üstüne bir kepçe inmiş, kulağının dibinde karısının sesi çınlamış: “Sakın ha… Dokunma sakın o kurabiyelere... Hepsini cenaze töreninin sonrasına hazırladım!”...Kitabın adı: Beyaz ŞahYazarı: György DragomanArka Kapak: Dünyada birçok dile çevrilen ve büyük ilgi gören kitapta, olayları babası gizli polis tarafından tutuklanan ve bir çalışma kampına kapatılan 11 yaşındaki bir çocuğun gözünden izliyoruz. Günlük hayatın acımasızlığına yine de şakayla ve birmasalmış gibi bakan Cata’nın gözünden. Çavuşevsku Romanya’sında babasız kalan Cata okulda karşılaştığı eziyet karşısında da sessiz kalır. Çernobil faciasının ardından her yerde yapılan radyoaktivite uyarılarına rağmen çocukları futbol oynamaya zorlayan beden eğitimi öğretmeninde, hiçbir şiddetten kaçınmayan kaba ve ruhsuz gençlerde, babasını gördüklerini iddia eden inşaat işçilerinde, korkunun ve umudun, baskının ve ihanetin alaycı oyunuyla karşılaşır. Siyasi baskı altında yaşamaya çalışan bir toplum, bir çocuğun bakışından etkileyici bir üslupla anlatılmaktadır. İnsanın yüceliğine ve alçaklığını dair unutulmaz bir başyapıt.Sayfa 10: Babamın yüzünü çok iyi hatırlıyorum, tıraşsızdı, sigara kokuyordu, çok yorgun bir hali vardı, gülümsemesi bile acayipti, sonraları çok düşündüm, o zaman eve bir daha dönemeyeceğini tahmin ettiğini sanmıyorum.Sayfa 10: Nisan ayına girdiğimizde artık mektup da gelmez oldu, babam herhalde yurtdışına kaçtı diye düşünmeye başladım, sınıf arkadaşım Egonka'nın babası gibi.Sayfa 14: Kapıya giderken mutlaka polislerdir dedim kendi kendime, herhalde o adam beni tanıdı polise haber verdi, şimdi beni alıp götürmeye geldiler, çünkü laleleri kopardım, ulusal servete zarar verdim, suç işledim, bir ara kapıyı hiç açmasam diye geçirdim aklımdan, fakat zil aralıksız çalıyordu üstelik kapıya vurmaya da başlamışlardı, çaresiz elimi Yale kilide uzatıp kapıyı açtım.Sayfa 14: Gelenler polis değil, babamın iş arkadaşlarıydı...Sayfa 29: O zaman albay anlattı, bir gece önce Yücesovyetlerbirliğinin atom santrallerinden birinde bir kaza olmuş ve rüzgar radyoaktiviteyi buraya getirmiş, aslında maçın da yapılmaması gerekirmiş bugün ama...Sayfa 101: Neredeyse bir yıl olmuştu babamı götürdüklerinden beri, hiçbir haber almayalı da dört ayı geçmişti, ne bir mektup, ne de çalışma kampında yazılmış, iyi olduğunu bildiren, her günkü iş normunu fazlasıyla gerçekleştirdiği için iftihar ettiğinden bahseden bir karpostal ne yapıyor ne ediyor bilmiyorduk, anneme de boşuna soruyordum, acaba babam nasıl neden bize yazmıyor diye, cevap bile vermiyordu...Sayfa 127: Gazete sayfasının yarısını yerde yatan devin fotoğrafı kaplamıştı, fotoğrafın üstüne büyük harflerle mor kopya kalemiyel çaprazlama "Yeter!" yazılıydı, gazete sayfası diğer gazetelerin yanına atmak için buruşturmaya başlamışken vazgeçtim cebime koydum.Sayfa 151: Müdür yoldaş o sabah sınıfa gelip de ilk üç dersin yapılmayacağını, ders yerine bütün okul sinemaya gidip beş yıllık plan hakkında "Ülkemiz Gelişiyor" adlı belgesel filmi seyredeceğimizi söyledikten sonra Feri, film gösterildiği sırada, cereyanı kesecekler mi kesmeyecekler mi diye bahse tutuşalım demişti, Feri elektrikleri kesemezler diyordu çünkü kesilirse bu sabotaj demek olurmuş, devlete karşı sabotaj, ben ise...Sayfa 174: Adı "Aslan"ken sonradan "Avcı" olan lokantadan elimde iki şişe buz gibi Çekoslovak birasıyla çıktığımda, gri minibüsün sokağın karşı tarafında olduğunu hemen gördüm...Sayfa 174: Gri minibüs iki gündür beni takip ediyordu, kimseye söylemeye cesaret edemedim çünkü kimsenin buna inanmayacağını biliyordum, hoş inansalar daha kötü olurdu, çünkü birini iç güvenlikçiler takip etmeye başlarsa başına neler geleceğini herkes gayet iyi bilirdi, sonra kimse konuşmaya bile cesaret edemezdi benimle.Sayfa 177: Büyükbabama baktım, bu minibüsü nereden bulduğunu ve üç gündür peşimde dolaşanın o mu olduğunu, eğer o ise neden beni izlediğini sormak istedim, tam bunları düşünürken...Sayfa 193: Ne demekmiş tabut açılmaz, büyükbabam beynini uçurmuş...Sayfa 194: (Babamın) İki elinin kelepçeli olduğunu gördüm, kelepçeye uzun bir zincir bağlıydı, zincirin ucu siyah üniformalılardan birinin elindeydi...Sayfa 198: İşte tam o an arabanın arka penceresindeki demir parmaklıklar arasından babamın kireç gibi bembeyaz yüzünü gördüm, cezaevi aracının ardından koşmaya başladım, giderek daha hızlı, daha hızlı, daha hızlı......Kitabın adı: "Giovanni Scognamillo Kitabı" Bir Levanten ŞövalyeSöyleşi: Emel ArmutçuArka Kapak: Bahtını Doğuda aramak için Batıdan kopup buralara yerleşenlerin son temsilcilerinden. Batı mantığıyla düşünürken İstanbul'un duyguları ve heyecanıyla hisseden bir İtalyan. Hem Batılı, hem Doğulu olmayı külfet değil nimet sayan, iki kültür arasında Araf'ta kalmak yerine eserlerini bu iki kaynaktan zenginleşerek veren ve tam da bu nedenle İtalya tarafından 'Şövalye' ilan edilen bir levanten...Sayfa 3: Levanten, sözlük anlamıyla "doğulu"dur ama tam doğulu değil, Batı'dan gelip Doğu'ya, Yakın Doğu'ya, Ortadoğu'ya yerleşen yabancı uyruklu kimsedir. Yerleşen kök salan. Bu yerleşim 19. yüzyılda olabilir, Bizans döneminden kalabilir, hatta Romalılar'dan kalabilir. Tabii onlar çok az örnek teşkil ediyor. Genelde 19. yüzyıldır. Türkiye'deki levantenler söz konusu olduğunda, ağırlık İtalyanlar'dadır.Sayfa 46: Dünya tarihinde Atatürk benzeri bulunmayan gerçek bir yönetici (lider) ve gerçek bir vatansever, gerçek bir yaratıcı. Dünya tarihinin büyükleri birbirlerinden etkilenirler. Caius Julius Caesar ikinci bir Büyük İskender olmak istiyor, Bonaparte ikisini de aşmayı düşlüyor. Bunlar mücadelelerini kimin için yürütüyorlar, halkları ve vatanları için mi? Değil, kendi egolarını tatmin için. Atatürk ise karşısına kocaman bir imparatorluğun kalıntılarını alarak sadece ve sadece vatanı ve milleti için inanılmaz bir mücadeleye girişiyor, bir milleti ayağa kaldırıyor, bilinçlendiriyor, savaştırıyor, özgürleştiriyor ve çağdaşlaştırıyor. Gerçekten inanılmaz ve tarihte benzeri olmayan, olamayan bir "fenomen". Mesele Mustafa Kemal'i putlaştırmak değil, mesele o büyük başarısını çağdaş bir görüş içinde değerlendirmek ve çizdiği yoldan ilerlemektir.28 Haziran 2018